Savaşın ilk haftalarında Hatay'ın Dörtyol ilçesine bir hava savunma füzesinin parçası düştü. Can kaybı ya da yaralanma yaşanmadı ama görüntü kendi başına yeterince açıklayıcıydı: Türkiye bu savaşın tarafı değildi, ama savaşın gölgesinden de kaçamıyordu. Dışişleri Bakanlığı, olay üzerine İran'ın Ankara Büyükelçisi'ni bakanlığa çağırdı; birkaç gün sonra İran donanmasına ait bir fırkateynin Hint Okyanusu'nda ABD denizaltıları tarafından batırılmasının ardından aynı büyükelçi ikinci kez çağrıldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İranlı yetkililere Türkiye topraklarına yönelik hiçbir füzenin kabul edilemeyeceği mesajının iletildiğini açıkladı. Altı ay sonra bugün geldiğimiz noktada Türkiye hâlâ resmen savaşın dışında; ama ekonomisi, güvenlik mimarisi ve bölgesel konumu bu savaş yüzünden köklü biçimde değişti.
Savaşın başlangıcı 28 Şubat 2026. ABD ve İsrail, "Aslanın Kükremesi" ve "Destansı Gazap Operasyonu" kod adlı ortak hava harekâtıyla Tahran, İsfahan, Kum, Kerec ve Kirmanşah'ı vurdu; saldırılarda dini lider Ali Hamaney, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade ve Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Abdurrahim Musevi'nin de aralarında bulunduğu üst düzey bir kadro hayatını kaybetti. İran misilleme olarak İsrail'i, ayrıca Ürdün, Suriye, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan ve BAE'deki ABD üslerini füze ve İHA'larla vurdu; dünya petrol ticaretinin dörtte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı gemi trafiğine kapattı. Yaklaşık altı haftalık yoğun çatışmanın ardından 8 Nisan'da kırılgan bir ateşkes sağlandı; bu ateşkes Nisan ve Haziran'da birkaç kez çökme noktasına geldi, nihayet 17 Haziran'da Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın imzaladığı mutabakatla daha kalıcı bir zemine oturdu. Hamaney'in yerine, anayasal geçiş sürecinin sonunda oğlu Mücteba Hamaney dini lider oldu; ancak babasının sahip olduğu otorite düzeyine henüz ulaşamadığı yönünde değerlendirmeler var.
Savaşın küresel faturası da ağır oldu. Enerji fiyatlarındaki keskin artış ve tedarik zincirlerindeki aksama, 2026 küresel büyüme tahminini çeyrek puan kadar aşağı çekerken küresel enflasyon beklentisini de yaklaşık bir puan yukarı revize ettirdi. IMF'nin değerlendirmesine göre bu etki, savaş öncesinde günlük iki milyon varillik küresel petrol arz fazlasının bulunması ve ülkelerin günlük 4,1 milyon varile ulaşan stratejik rezervlerini devreye sokması sayesinde ilk beklenenden sınırlı kaldı; ama "savaşın ikinci fazı"nın olası etkileri hâlâ yakından izleniyor.
Faturayı Türkiye Ödedi: Savaşın Ekonomideki İzi
Enerjide dışa yüksek bağımlılığı olan Türkiye için bu tablo doğrudan bir maliyet demek. Ham petrolünün yaklaşık yüzde 83'ünü, doğal gazının ise yüzde 95'ini ithal eden Türkiye, Ember'in hesaplamalarına göre yalnızca Hürmüz kaynaklı fiyat şoku nedeniyle 2026'da enerji faturasına 14 milyar doların üzerinde ek yük bindirecek; bu yükün yaklaşık 8 milyar doları petrolden, kalan kısmı ise ağırlıklı olarak doğal gazdan kaynaklanıyor. Bu rakam, 2022'de Rusya-Ukrayna savaşının enerji faturasını 80 milyar doların üzerine çıkarıp Türkiye'ye tarihinin en yüksek üçüncü cari açığını yaşatan şokun daha küçük ama tanıdık bir tekrarı gibi okunabilir.
Merkez Bankası bu tabloya faiz politikasıyla yanıt verdi. Şubat sonunda savaş patlak verir vermez haftalık repo ihalelerini askıya alarak bankaları yüzde 40'lık daha maliyetli gecelik faizden fonlamaya başladı; bu fiilen bir faiz artışı anlamına geliyordu. Temmuz ayı itibarıyla politika faizi üst üste dördüncü toplantıda da yüzde 37'de sabit tutuldu. Ekonomist Uğur Gürses'in de işaret ettiği gibi banka, jeopolitik risk geçene kadar indirim döngüsünü askıya aldığı mesajını veriyor; Goldman Sachs ekonomistleri ise enflasyonu düşürmek yerine dış dengeyi korumanın öncelik kazanabileceğini, bunun da lirada yıllık bazda belirgin bir değer kaybına yol açabileceğini öngörüyor. Kısacası: Türkiye bu savaşa asker göndermedi ama vatandaş bu savaşın faturasını pompada, doğalgaz faturasında ve kredi kartı ekstresindeki faizde hissetti.
Ne Tarafsız Ne Taraf: Ankara'nın Denge Siyaseti
Türkiye'nin altı aydır izlediği çizgi tesadüfi değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşın başından bu yana Türkiye'nin çatışmaya girmeyeceğini ve uzlaşma için elinden geleni yaptığını tekrarladı; asıl endişesinin savaşın uzayarak bölgesel bir Sünni-Şii çatışmasına dönüşmesi ve bunun İsrail'in nüfuzunu artırması olduğunu vurguladı. Aynı çizgide Dışişleri Bakanlığı, İran'a Kürt gruplara yönelik saldırıları durdurması yönünde uyardı; gerekçe, bu tür saldırıların söz konusu grupları İsrail'e daha da yakınlaştırma riskiydi. Bu uyarının karşılığını da aldı: İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Hamaney'in cenazesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a, Türkiye'nin İsrail'in Kürt gruplar üzerinden İran'da silahlı ayaklanma çıkarma girişimini engellemedeki rolü için teşekkür etti.
Ankara'nın kırmızı çizgisi de net: ABD'nin bir Körfez ülkesini yanına alarak İran'da kara harekâtına girişmesi ve bunu yaparken etnik bir ayaklanma tetiklemeye çalışması, Türkiye'nin tutumunu değiştirebilecek neredeyse tek senaryo olarak görülüyor. Bu çizgi korunduğu sürece Ankara; Washington, Tahran ve Körfez başkentleri arasında diyalog kanallarını açık tutan, taraf tutmayan ama seyirci de kalmayan bir aktör olmayı sürdürüyor. Yeni Şafak yazarı Yahya Bostan'ın da özetlediği gibi bu tutumun dört bileşeni var: çatışmanın dışında kalmak, tüm taraflarla diyaloğu koruyup arabuluculuk üstlenmek, savaşın "Terörsüz Türkiye" gibi kritik bir iç sürece sıçramasını önlemek ve değişen bölgesel dengeleri gözetmek.
Mekke Anlaşması: Yeni Bir Eksen mi?
Bu dengeleme siyasetinin en somut ve en taze meyvesi 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, taraflardan birine yönelik saldırıyı tümüne yapılmış sayan bir madde içeren Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladı. Dünya basını anlaşmayı hızla "İslami NATO" olarak kodladı; Reuters gelişmeyi üç ülkenin belirsizliğin arttığı bir dönemde karşılıklı savunma taahhüdüne girmesi olarak duyururken, New York Times anlaşmanın bölgesel dengeleri değiştirme potansiyeline dikkat çekti. İsrail'de Haaretz, Ynet ve Israel Hayom gibi yayın organları gelişmeyi manşetlerine taşıdı; İsrailli yetkililer ittifakın arkasındaki gücün endişe verici olduğu değerlendirmesinde bulundu.
İran'ın tepkisi ise temkinli. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, gelişmelerden haberdar olduklarını belirtirken anlaşmayı bölge ülkelerinin güvenlik algısındaki dönüşümün bir göstergesi olarak okuduklarını, güvenliğin artık aracılardan satın alınabilecek bir meta olarak görülmediğini söyledi. İRAM Center'ın analizine göre Tahran bu anlaşmayı Washington'dan bir kopuş olarak değil, ABD merkezli güvenlik düzenine eklenen tamamlayıcı bir katman olarak okuyor; Türkiye'nin kendi resmî çerçevelemesi de tam olarak bu yönde. Ankara, Mekke Anlaşması'nı NATO ve Washington'la ilişkilerin yerine değil, stratejik çeşitlendirme ve riskten korunma aracı olarak sunuyor.
SETA Dış Politika Direktörü Murat Yeşiltaş'ın işaret ettiği gibi bu anlaşmanın gerçek sınavı henüz sahada verilmedi. Anlaşma, çok kutuplu bir bölgesel güvenlik mimarisinin çekirdeği olarak zamanla büyüyebilir; ama İran, İsrail ya da BAE tarafından dışlayıcı bir blok olarak okunursa yeni bir silahlanma ve karşı ittifak arayışını da hızlandırabilir.
Madalyonun Parlak Yüzü: Savunma Sanayii ve Koridor Fırsatı
Savaşın Türkiye'ye açtığı en somut fırsat kapısı savunma sanayiinde. Savaş boyunca ABD kaynaklı hava savunma sistemlerinin bazı noktalarda yetersiz kaldığı yönündeki değerlendirmeler, Körfez ülkelerini tedarikçi çeşitlendirmeye itti. Bu süreçte Kuveyt Savunma Bakanlığı ile Türkiye Savunma Sanayii Başkanlığı arasında iş birliğini güçlendirmeyi hedefleyen bir niyet mektubu imzalandı; Suudi Arabistan, BAE ve Katar da Ankara ile savunma anlaşmalarını derinleştirmek için yeni girişimlerde bulundu. Mısır ile askeri iş birliği -ortak İHA üretiminden "Dostluk Denizi" tatbikatlarına- belirgin biçimde hızlandı. Sektör çevrelerinde, Türkiye'nin elindeki S-400'lerin Körfez ülkelerine devrine ne Washington'ın ne Moskova'nın itiraz etmeyeceği, bunun karşılığında Türk firmalarının F-35 tedarik zincirine yeniden dahil olabileceği değerlendiriliyor.
Bu tablo, Orta Koridor, Kalkınma Yolu, Hicaz Demiryolu ve Körfez-Ceyhan boru hattı gibi projelerle de örtüşüyor. Mekke Anlaşması kalıcı bir kuruma dönüşürse, Orta Doğu ve Orta Asya'dan Batı'ya akan ticaretin Türkiye üzerinden geçme ihtimali güçleniyor; bu da savunma sanayiinin ötesinde enerji, ulaştırma, lojistik ve Körfez sermayesinin Türkiye'ye yönelmesi gibi alanlarda ekonomik fırsatlar barındırıyor.
Madalyonun Diğer Yüzü: Mezhep, Göç ve Kırılgan Denge
Ama bu tablonun bir de bedel yüzü var. Almanya'nın Türkiye'nin güneydoğusuna Patriot hava savunma sistemi konuşlandırma kararı, güvenlik riskinin sembolik değil somut olduğunun en açık göstergelerinden biri. NATO'nun Doğu Akdeniz'deki hava ve füze savunma unsurları, Irak ve Suriye üzerinden Türk hava sahasına yönelen bir İran füzesini zamanında etkisiz hale getirmek zorunda kaldı; bu olay, ittifakın 5. maddesinin tartışılmasına bile yol açtı.
Erdoğan'ın defalarca dile getirdiği bir başka risk, savaşın bölgesel bir Sünni-Şii çatışmasına dönüşmesi ihtimali. Yetkin Report'ta yer alan bir değerlendirmeye göre İran'ın Körfez ülkelerinden karşı saldırıya uğraması halinde bölgedeki mezhepsel kutuplaşmanın Türkiye'nin kendi toplumsal barışını da zorlayabileceği, bu yüzden hem iktidara hem muhalefete ihtiyatlı davranma sorumluluğu düştüğü belirtiliyor; üstelik bu risk, Meclis'e yeni sunulan "Terörsüz Türkiye" çerçeve yasasıyla eş zamanlı bir döneme denk geliyor.
Göç cephesinde tablo başlangıçta korkulduğundan daha ılımlı seyretti. Savaşın ilk günlerinde bazı Batılı kaynaklar 1,5-3 milyon İranlının Türkiye'ye yönelebileceğini öngörmüştü; ama Nisan sonu itibarıyla yapılan değerlendirmeler, hem Türkiye'nin hem İran'ın kamu düzeni tecrübesi sayesinde böyle bir kitlesel hareketliliğin gerçekleşmediğini gösteriyor. Yine de kalıcı bir barışın henüz garanti altında olmaması, Ankara'yı farklı göç senaryolarına hazırlıklı olmaya zorluyor.
Son olarak Türkiye'nin Washington nezdindeki kaldıracının sınırlı olduğu gerçeği var. Soğuk Savaş döneminin aksine Ankara'nın ABD üzerindeki etkisi bugün çok daha zayıf; İsrail'le gergin seyreden ilişkiler de Washington'dan gelebilecek desteği kısıtlıyor. Bu da Türkiye'nin neden asker göndermek yerine diplomasiye ve Mekke Anlaşması gibi çok taraflı ittifaklara yatırım yaptığını açıklıyor.
Sonuç: Kırılgan Bir Başarı Hikâyesi
Altı ay sonra bakıldığında Türkiye'nin bu sınavı geçtiği söylenebilir -ama tam not almadan. Ankara; savaşın dışında kalmayı, diyalog kanallarını kapatmamayı ve krizin açtığı boşluktan savunma sanayii ile Mekke Anlaşması üzerinden gerçek bir stratejik kazanım çıkarmayı başardı. Bu, tesadüfün değil tutarlı bir dış politika tercihinin sonucu.
Ama bu başarının maliyeti de görünmezmiş gibi davranılmamalı. Faturayı büyük ölçüde enerji ithalatına bağımlı ekonomi ve yüksek faizle yaşayan sıradan vatandaş ödüyor; güvenlik riski Hatay'a düşen füze parçası kadar somut; mezhepsel gerilim ve göç gibi başlıklar hâlâ öngörülemez seyrediyor; Mekke Anlaşması'nın kalıcı bir güvenlik mimarisine mi yoksa kısa ömürlü bir sembolik jeste mi dönüşeceği henüz belli değil. Türkiye'nin önündeki asıl sınav savaşı bitirmek değil -zaten elinde böyle bir kaldıraç yok- barış kalıcılaşırsa bu yeni dengeyi kurumsallaştırıp gerçek bir kazanıma dönüştürebilmek. Aksi halde bugünün fırsat pencereleri, yarının yeni kırılganlıkları olarak geri dönebilir.
Kaynaklar
- Vikipedi, "2026 İran Savaşı" – tr.wikipedia.org
- Medyascope, "İran Savaşı 2026 haberleri" – medyascope.tv
- TCMB, Enflasyon Raporu 2026-II – tcmb.gov.tr
- Ember, "Hürmüz krizi Türkiye'ye 14 milyar dolara mal olacak" – ember-energy.org
- TC Lira, "İran savaşı petrol devlerine yaradı: 80 milyar dolar kâr, Türkiye'ye 14 milyar dolarlık fatura" – tclira.com
- Sabah / Nurullah Gür, "Faiz indirimi jeopolitik riske takıldı" – sabah.com.tr
- Forbes Türkiye, "Bloomberg anketi: Merkez Bankası savaş ve enflasyon riski nedeniyle faizi sabit bırakacak" – forbes.com.tr
- Yeni Şafak / Yahya Bostan, "Ankara'nın Kızıldeniz'de zor kararı" – yenisafak.com
- Kriter Dergi / Serhan Afacan, "ABD/İsrail-İran Savaşında Türkiye Nerede Duruyor?" – kriterdergi.com
- Yetkin Report, "Ankara, İran Savaşı'nın Sünni-Şii Çatışmasına Dönüşmesi Endişesinde" – yetkinreport.com
- Haber7, "Mekke'deki imza İsrail'de yankılandı" – haber7.com
- Yeni Asır, "Mekke anlaşması İran, BAE ve ABD için tehdit mi, çekim merkezi mi?" (Murat Yeşiltaş analizi) – yeniasir.com.tr
- İRAM Center, "Mekke Anlaşması İran'da Nasıl Okunuyor?" – iramcenter.org
- Ankara Net Haber, "İran savaşı dengeleri değiştirdi: Körfez'in yeni savunma adresi Türkiye!" – ankaranethaber.com
- Sözcü, "İran'dan 3 milyon kişi Türkiye'ye göç edebilir" – sozcu.com.tr